25 Ocak 2014 Cumartesi


                                     Fransa'nın Varoşundan İngiltere Sterlinine    Eden Hazard

  Fransa Ligue 1 özellikle İngiltere liginin arka bahçesi konumunda.Fizik gücü yüksek, devamlılık ve teknik  gerektiren Fransa'dan pek çok yetenek çıkıyor futbol sahnesine, en yeni jenerasyonu temsil eden, sözünü edeceğim Eden Hazard.1991 dogumlu belcikali genc yetenek Hazard şuan İlgiltere liginin ilk yarısı itibariyle en formdaki ilk üç futbolcu içerisindedir desem kimse itiraz etmez. Hani yıldız olacak falan gibi kehanetler anlamsız kalıyor. Çünkü Hazard şu an bir yıldız olmuş durumda ve her geçen gün  profilinde en yukarılara  taşıdığını hepimiz izliyoruz görüyoruz.22 yaşındaki Eden Hazard, Belçika milli takımının genç düzeyden başlayarak tüm yaş gruplarında forma giydi.





  Hazard müthiş bir oyun görüşüne sahip. Dribling ve pas yeteneği çok üst düzeyde. Bileklerine o kadar hakim ki,nefis çalımlar atabiliyor. Top ayağına oturuyor mu  o mu topa yakışıyor bilmiyorum ama hani böyle izlerken bu adamda futbolcu kumaşı var deriz ya  he işte ondan var bu Belçikalı gençte.Birebirde boyunun aksine çok süratli oyun içerisinde oyunu gören bir yapıya sahip. Herhangi bir futbolcunun boyu 1.91 ve Fransa'da, İngiltere'de ve Uluslararası platformda da bunları tekrarlamak biyolojik olarak ta zordur dostlar.1.91 boyla koşmak, koşarken topla süratlenmek aynı zamanda rakibini geçerken o mücadeleden çıkıp topu hala ayagında müsait pozisyonda tutmaktan bahsediyorum ve bunları üst üste yapmaktan. Sağ ayaklı oyuncu forvet hattının her bölgesinde ve forvet arkası olarak oynayabiliyor ancak ben en başarılı olduğu bölgenin sol açık olduğunu düşünüyorum.


  Ertem Şener'in hakkında " yan hakem Hazard'ın rüzgarından nezle olmassa iyidir " dediği Hazard: İzleyicilere futbolun o zevk unsurunu fazlasıyla hissettiriyor, hissetmekle kalmıyor kendisini izleyenlere yüz ifadesi, mimik ve sözsüz iletişim imgeleri yaptırmaktanda geri kalmıyor.Chelsea klübünün ne kadar şanslı olduğunu; böylesine kaliteli, yetenekli, süratli, yaratıcı yani bir futbol kulübünün bir futbolcudan istediği her şeye sahip olan Hazardı kadrosunda bulundurması kulübün ne kadar şanslı olduğunu ileri sürdürmemde ki cevaplardır.






 Her genç futbolcuda olduğu gibi Hazard'ın antrenmanlara geç kalma, oyun içerisinde bireyselliği abartma, oyun içerisinde önemli anlarda agresiflik gibi  davranışsal tepkileri yakın zamanda olsun geçmişte olsun örnekleriyle mevcuttur. Tabi bunları genç yaşı sebebiyle yada futbolun sertliği olarak yada bir sistem içerisinde kendini mücadele ederek gösterme çabası olarak ta görebiliriz. Ama bu onun yadsınılamayacamız yeteneklerine gölge düşürmüyor.O futboluyla kendinde söz ettiriyor. Umarım yakın zamanda Belçika'nın yeni genç jenerasyonlarıyla birlikte kendinden iyice söz ettirerek futbol otoriteleri tarafından dahada fazla konuşulacaktır.

19 Mayıs 2013 Pazar

Futbol mu yoksa basketbol mu ?



    Bu soruyu daha 5 yaşında sormuştu Steve Nash. Doğru cevabı kendisi cevaplasın.  Steve nash beni objektif olarak anlatamayacağım kadar etkileyen, basketbolu sevdiren, ve türkiyede bulunması çok zor olan phoenix formasını aratan ve mütevazi kişiliğiyle NBA'da oyun kurucu olarak oynayan ve bana göre NBA oyun kurucuları arasındaki -bunu ciddi anlamda içten ve hissederek söylediğim başka bir cümle yok- en zekisidir.O kendi  döneminin en iyisidir, lideridir.Onun en büyük özelliği  istatistiklerle açıklanamaz.Onun takımın beyni olmasından çok  arkadaşlarına verdiği katkı ve takım içindeki seviyeyi yükseltme çabası onu tam anlamıyla bir lider konumuna getirdi. Nash birçok artistik hareket yapmasıyla değil o hareketleri yaratmasıyla, sempatik ve centilmen kişiliğiyle, turnikeleri, üçlükleri, müthiş çalımları, akıl dolu pasları ve zekasıyla bir tek benim efsanem değil. Bundan eminim.


     Güney Afrika'da doğup ta Futbola ilgi duyduktan sonra Canada'ya taşınıp  bir de futbol için gerekli olan beceri hız ve zekaya da sahip olup  belli bir sürede futbol oynadıktan sonra basketbol için yaratıldığını nasıl anlar insan ?  Bu karardan sonra her NBA yıldızı gibi  bir alt lig olan kolej liginde oynaması gerekiyordu. Malum draft. Kolej liginde daha ilk yılında  en üstleri oynayıp kendini kanıtlamasına şaşırmamak gerek. Bir tek biz şaşırmamışızki bir yıl sonra phoenix nash'ı 15. sıradan draft etti. -ben daha 3 yaşındaydım- Ve o draft hayatını değiştirdi yada o draft bizim hayatımızı değiştirdi yada NBA tarihinin süregelmişliğini. 1.85 boyundaki bu adam  sadece kendini değil takım arkadaşlarını da birer yıldız yapmaktanda geri kalmadı ve bunu bir kez bile dile getirmemesi mütevazılık konusundaki istikrarını her zaman oldugu gibi yine gösterdi. 2005 yılında NBA  mvp ödülünün tesadüf olmadığını 2006 yılında da tekrarlayarak yine NBA'yi mest etti.Giyimi, saç stili, konuşması ve oyun tarzıyla hip-hop rap kültürü ağırlıklı tarzıyla NBA tarihine nane ferahlığında derin bir soluk getirdiğini söylemek kesinlikle  kelimelerin gücünün zayıflıgındandır. Aynı zamanda hızı konusunda  2003-2007 yılları arasında  en hızlı oyun kurucu olduğu basketbol literatürleri tarafından defalarca dile getirildi. Ki dile getirilmesine gerek bile yoktu. Hızını basketbola başlamadan önce futbol antrenmanlarından dolayı aldığını söylemiştir. Yazılıp ta bitirilmeyecek   yadsınılamaz yeteneğinin yanında  tottenham hotspurla antrenman tecrübesi olduğunu söylemeden olmaz.
   O bembeyaz suratı ve zeytin çöpü gözleriyle bir NBA starından çok  benim gözümde bir çizgi roman kahramanıdır. Kendisine ait olan salonda tek başına çalışan ve kimseden yardım almadan attığı şutlardan oluşan ibret belgeselini yayınlamış ve tembel genç oyunculara nispet derecesinde el sallıyor ki kendisi şu an 39 yaşında!  Ki steve nash'in bu sözü herşeyi özetler kıvamda : ''Eğer bütün oyun kurucular benim kadar sert ve sıkı çalışsaydı, emin olun işsiz kalırdım.''  İki şeker kız babası olan nash -http://instagram.com/p/LJpYwHA5Ia/-  olgunluk göstererek kendi tarzından ödün verdiği günü görmeden ölmek isterdim. Lakers a transfer olarak çocuksu nba zevkimi bitirmiş, aglatmanın eşiğine getirmiş ve hala kendimce aklıma gelince niye diye sora sora unutur ve ertesi gün bunu hep devam ettirirdim
   


    .Malesef  Lakers ta Kobe'den top almaması -alamaması- onu ikinci plana attığında bana bir darbe daha vurduysa da  kendisi nasıldır siz düşünün.  Ancak efsaneliği bu noktada ortaya çıkıyor ki : Lakers antipatimi  yok edebilecek yegane oyuncu oydu ve öyle de oldu. Artık Lakers'lıyım  ama iki yıllığına. Gerçi Los Angelas'a aileme yakın olmak için geldim demişti ama  sinema işlerine girmek istemesininde kararında etkili olduğunu düşünüyorum.Son olarak  başlıktaki soruya doğruya doğru cevap verip vermediğine siz karar verin.


 '' Eh be nash. Ne farkın kaldı yüzük aşkına lakers'a gidip yüzüğü alamadan kıçın kıçın geri dönen payton'dan,malone'dan.Kalsana phoenix'de.Kendall Marshall'a oyuncu kuruculuk öğretsene.Emekliliğini play-off stresi olmadan rahat rahat geçirsene.Ne gerek vardı şimdi buna?'' diye eleştirmekte  pekte mümkün.

10 Aralık 2012 Pazartesi

sessizligin sus demesi

bugun morelimin bozulmasina yol acan birkac etken bana bir yol gosterdi.. acikcasi uzun bir sure sonra dusuncelerimin kapisini onumu ilikleyerek tiklatmam beni utanc derecedinde heyecanlandirdi. Beynimizin calismasi  is gormesi belli sinirleri en hizli bicimde gereken yerlere iletmesi bizim hayvanlardan farkli oldugumuzu ve artik kullanilmasi bile luxe kacan  ozelliklerini eyleme donusturmek artik engellenmis durumda ve bu durumdan memnunuz. farkinda olmadigimizin farkina asla varamayiz ve bu bizi habersiz bir sekilde oldurur. Sessiz ve adeta bir cicrge konmus sinege yaklasip ama o sinegi ucurmama hassasiyetini en ust noktada sergilerkenki dikkatin sakinliginde bir olum. insanin kendini oldurmesi ne acinasi bir durumdur. En kotusude bu olumun toplu olmasidir. tumden derinden ama sessiz. İste bu duygulari bu hassasiyeti sergilememiz icin ve daha dogrusu o kapinin onunde beklerken acaba nasil girebilirim bahanesine nazaran bir olay bize kapiyi aralamamiza neden olur ama sessizce.  ama haince. o kapidan girince kocaman bir darphanede milyonlarca sahte paranin icinden sadece bir kac gercek parayi aramaya baslarsiniz. bulamayacaginizdan nerdeyse eminsiniz ama o kapiyi acmak o kapidan iceri girmek  aramaktan daha zor. ve beyin her zaman yaptigi ve yapilmaya bir suclu gibi mahkum edildigi mantikli olani secer. seceriz. oysa ne sacma olasiktir ne kara ne bedbaht bir secimdir bize sunulan yazginin film seridi makinesi. arariz iceride ve ararken dayanilmaz ama hazli  berbat ama albenisi dunyalar kadar  rezil ama en yuksek mertebede bir aci cekeriz. bu aci bir gemici dugumu kadar zor ve karmasiktir ve bu aci bir kibrit copu kadar ince ve basittir. Aciyi cekerken o kadar arzulu bagiririz ki sessizlik bile kendi kavram tanimimdan suphe eder. sessizce bagirir. ve susar ama sessizce.



Ve artik sen yoksundur sen susarsin o darphanedeki birkac para konusmaya baslar. onlar konusunca sende konusmak istersin  fikrini zikire dokmek. fevkalade tabiki. susturulursun dusuncenin sessizligi tarafindan. o sessizlik icine isler artik senin bir parcan artik kullanmaya tereddut bile edemeyecegin ama kullanmak icin kendine binlerce soru sorarsin. ama sorular sessizce. unutmayalim..  dusuncelerimizin icinde kaybolmak hatasina dusmenin verdigi inanilmaz oyun susmamiza neden olur ama sessizce. şşş... sessizce




8 Aralık 2012 Cumartesi

Yalnızlık yoktur dostum ama vardır da

   Nah yoktur!  siktir lan gibi nidalar ile daha okumadan eleştirebilirsiniz. Şahsen ben aynı şeyi yapardım. J
Konumuz başlıktada belirttiğim gibi yalnızlık olgusundan bahsedecegiz ve ben bunun olmadıgını anlatmaya calısıcam. Şunu belirtiyim tamamen yoktur gibi içinden cıkamayacagım bir şey söylemiyorum söylememde...
  yalnızlık, bizim birşeyler bir insan bir canlıyı görmek istememizdir. Cok saçma bir terim açıklaması evet ama şu var  onunla vakit gecirmek konusmak mesajlaşmak görüşmek yalnızlıgımızı gecirmez acemi dostlarım. Evet bir nebze kendini kandırıp belli bir süre yalnız olmadıgını zannedebiliriz  mutlu oldugumuzu sanarız ama değilizdir.  Çünkü bu belli bir kurala uyma zorunluluğundaki basiretsiz dünyada böyle bir arayışa girerek daha çok yalnızlaşırız aslında

Bir düşün dostum bir düşün illede birinin birşeyin olması gerekmez;  yalnızlığın,  bizi bir tırtıl kozası gibi görüp bir an önce o kozadan kurtulup kelebek olup uçmak istesede asıl olay bunu biliriz. Evet  bunu biliriz insan akıllı bir varlıktır salak değildir. Bu sadece yalnızlık için değil her konuda öyledir. şuan oda da tekim kimse yok ve yalnızım ama ayağım agrıyor ve bu ağrı benimle birlikte ve ben yalnız değilim artık bunu sürekli bir hale getirmek bir örnege kaldı kanımca. boğazda sigara içersiniz tek basınıza  yalnız zannedersiniz kendinizi ama değilsinizdir. O yaktıgınız sigara varya o sigara o sigaranın külü ve eşsiz dumanı ve hatta o dumanı çekerkenki duygular ve dışarıı üflerken sadece dumanı dışarı atmazsınız içinde sizden bişeyler vardır belki o dumanun içinde dert vardır  aşk vardır geçim sıkıntısı vardır okul vardır o vardır bu vardır  ama vardır.

demem o ki sizin bir kalbiniz var ve o kalbiniz asla sizi yalnız bırakmaz en yalnız oldugunuz zamanda bile ve şuan bile. kalbiniz öldükten sonra bile birileri için hala varsa siz hala neyin yalnızlıgından bahsediyorsunuz. Abi sen ölüyosun ama kalbin hala birinde..üzgünüm ama dostum yanılıyorsun  çünkü bu olaya öyle bir yerden bakmalısın ki  bu pencere değil dar bir laptop ekranı değil  yıldızların arkasında ama elinin altında olmalı...  

yalnızlık yoktur ama vardır da bazen. bazenlerin coğaldıgı zaman yalnız kalmaya mahkumuzdur. Evliyiz  bir eşin ve cocugun var. trafik kazası  sadece sen kalırsın geriye ve o sabah kaltıgında artık kalbinde seni bırakır. Mecburdur seni bırakmaya çünkü o kendini buna programlamıştır. Ne zaman gelecegini söylemez ama gider.  O adam artık yalnızdır  en yalnız olmadıgı zaman bile 

Ve bizler dostlar yalnız değiliz emin olun sadece o yalnızlık hissettigimiz o olay varya  işte o olayda eksikliğimizi tamamlamak isteriz. Neden ? çünkü insanız en kral şeyi alsak yine daha iyisini ister kedi misali insan. Sakın haa yalnız değilsin kalbine küfür mü ediyosun et bırakır gider seni. En basitinden ben varım dostum en basitinden... eksikliğimizi tamamlamak isteriz onu bir evcil hayvanla bir bitkiyle bir nsanla bir eşle dostlar vs  doldururuz. Yalnızlıgımızdan kurtulduk sanarız ama ne büyük bir kandırmacadır bu bilmeyiz ama aslında çok iyi biliriz. biliriz biz en bilmedigimiz anlarda bile..

2 Aralık 2012 Pazar

Düşünürüz Bazen


   
   Öncelikle merhabalar ilk yazımda önceden uyarıyım saçmalayacagım her zaman ki gibi. Tabi ilk yazım olması saçmalamam konusunda daha rahat olmamı sağlayan en büyük etken. Şimdi bu blogu açmamın sebebi içimdeki duyguları düşünceleri anlatamadıklarımı anlatmak  anlatmadıklarımı anlatmaya çalıştıgım ama anlamadıkları yada anlayamayacakları incir çekirdeğini bir nebze  bile doldurmayacak bir şeyler anlatacagım. Okurken küfür edebilirsiniz laf edip bu ne saçmalamış diyebilirsiniz ki diyin. Ama şah temiz pırlanta şahsa iftiralar saçma bu da ayrı bir konu. Bu yazımda insanın huzura biraz yaklaşmasını yazacagım. Huzuru...
 
   Huzur kelimesinin anlamının birden cok olması gerçeginin dışında kişiden kişiye değişen bir kavram şekli konuya bir yönden değil  bin yönden bakmamı sağlayacak gibi görünüyor. Huzur bize verilen en değerli incimizdir  huzur en degerli hazinemizdir gibi ileri düzey bir anonimliğe girmeyecegim konusunda anlaşalım. Huzur kafadadır sayın okuyucular  kimine göre otobuste kulaklıgı takıp ezbere bildiğin ve o şarkıdaki sözlerdeki hatıra yüklü geçmişini anımsayarak derinlere dalmakta, kimine göre ilkbaharın ilk günlerinde yaprakların yeşerip o masum kuşların cıvıltısındaki melodiye dalıp yalanda olsa o saçma tebessümde yada iki aşıkta birbirlerini hiç görmemiş hiç duymamış tanımayan iki aşıkta düşünün size aşık birisi vardır ama onu tanımazsınız o da sizi tanımaz zaten tanımanızda gerekmez gerekmemeli çünkü düşündünüz. Her beşer düşünmüştür bunu. Acaba benim düşündüğüm gibi benim hissettiğim gibi ben gibi benim gibi birisi var mıdır diye. Sorunun cevabını sizde biliyorsunuz evet sen biliyorsun. Biliyoruz ama ne yazık ki o kişiyi bulan insan sayısı  bu yazıyı okuyan insan sayısından daha az. Bazen yazmak gerekir. İstiklal caddesinde yürüyen bu berbat ve yaşanmaya degmeyecek kadar adaletsiz ve uymasına mecbur kılındıgımız bir kac sistem ve kuraldan ibaret bu pis dünyadan haberi olmayan elinde dakikada  tweet atmak zorunda hisseetiği  yada starbucksa gidip yer güncelleme egosundaki sevimsiz ucuz hareketler bütününün şerefine yazmak gerekir dostlar. Huzur orda belkide belkide burda  belkide başka bir yerde bilmiyorum. ama şunu söyleyebilirim huzuru asla tam olarak bulamazsınız. Bulursunuz ama buldugunuzu zannedersiniz. Bulamazsınız zannedersiniz ama bulursunuz